Emniyet avukatın namusunu nasıl kurtardı

admin

Tabii ki her olayda olduğu gibi ön planda olan olayın magazin boyutuydu. Oysaki bir karar vericinin, iş yaptığı bir firmanın çalışanı ile türü ne olursa olsun yakın ilişkiye girmesi “çıkar çatışması”dır. İş etiği yönünden sorunlu bir durumdur ve asıl dert edilmesi gereken budur. Odatv Güvenlik Danışmanı Feramuz Erdin yazdı.

HER KURUMUN ABC’Sİ VARDIR

ABC – Anti Bribery and Corruption tüm kurumsal yapılarda rüşvet ve yolsuzlukla mücadele ilkelerini belirleyen evrensel etik kuralların genel adıdır. ABC ismi ile anılması bilinçli olup, kurumsal etiğin alfabesi anlamında da kullanılır.

İster kamu isterse özel sektör kuruluşu olsun burada yaşanan rüşvet ve yolsuzluk olayları iş akdinin ağır ihlali olarak değerlendirilir. Rüşvet almak ve vermek ayrıca Türk Ceza Kanunu’na göre de suç olup, hem rüşvet alan hem de rüşvet veren için hapis cezaları ön görülmüştür.

“Çıkar çatışması” ise bir işle ilgili yapılan harcamalarda karar verici konumda olan birisinin, iş yaptığı kişiler veya kendi akrabaları ile akıllarda soru işareti yaratacak şekilde yakın ilişkilere girmesidir.

Mesela aralarında evlilik bağı olmasa bile uzun süreli ilişki yaşayan taraflar veya kardeşler, iki farklı kurumda etkili görevlerde ise bu iki kurumun birbiri ile ticari ilişkide bulunması “çıkar çatışması” riski doğuracağı için o ticaret ya hiç yapılmaz ya da çok zorunlu ise belli kurallar ve sıkı denetim altında yapılır.

DENGE VE DENETLEME SİSTEMLERİ ETKİSİZ

Devlette denge ve denetlemeyi sağlayan kurumlar ile sistemlerin zayıflaması, mevcut olanların da 20 yıldır hüküm süren bir iktidara yakın ellerde bulunması doğal olarak sisteme zarar verdi. Diğer yandan da bir dönem devlete çengel atan paralel yapılar, halkın genel huzur ve refahı yerine kendi amaçları doğrultusunda çalıştı. Yapılan işe alım, denetim ve soruşturmalar da bu çerçevede manipüle edildi. Tüm bunlar olurken devleti ve devlet hazinesini koruması gereken mekanizmalar gereği gibi çalışmadı.

Şimdi bile gün geçmiyor ki önemli bir görevdeki bir kamu görevlisinin, bulunduğu makamla menfaat ilişkisi olan başka bir insanla yakın ilişkisi ortaya çıkmasın?

Bazı bakanlar, hâkimler, savcılar, kolluk yöneticileri, kurum müdürleri ve dahi harcama yetkisi kullanan bazı kurum yöneticilerinin, süfli oldukları daha sonra ortaya çıkan kişiler ile en azından boy boy fotoğrafları ile özel yazışmaları gün geliyor ortalığa saçılıyor.

Sanırım buradaki genel yanılgı, o ilgi, iltifat ve itibarın kişinin şahsına değil de o anlık işgal ettiği koltuğa olduğunun farkına varılmamasıdır?

HIRSIZLIK SEBEBİ NE OLURSA OLSUN HIRSIZLIKTIR

Dönemindeki rüşvet ve yolsuzluk çarkı yüzünden devletten aylarca maaşını alamayan 16. yüzyıl Divan şairlerinden Fuzuli durumu şöyle anlatmıştır:

Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar

Hüküm gösterdim, hükümsüzdür deyip, saymadılar

Kamudaki yolsuzluk ve rüşvet aslında kamu hazinesinin ya da popüler tabirle Beyt’ül Mal’ın onu korumakla sorumlu olanlar tarafından yağmalanmasından başka bir şey değildir.

Böylelikle kamu parası bir kişinin kişisel servetine dönüşürken, diğer yandan da buradaki “tüyü bitmedik yetimin hakkı” azalır. Kamu hizmetlerinin kalitesi bozulur, vatandaş devletten beklediği hizmetleri ya hiç alamaz ya da eksik olarak alır ve nihayetinde de Fuzuli’nin düştüğü duruma düşer.

Bunu engellemek için de öncelikle siyaset ve bürokrasinin bir kısmında bulunan devlet hazinesini ganimet görme hastalığını kırmak gerekiyor. Hazine, kimliğine bakılmaksızın herkesin içine para attığı bir kumbara gibidir. Ortak maldır ve onda herkesin hakkı vardır.

Hangi yüce amaç için yapılırsa yapılsın hırsızlık hırsızlıktır. Soru çalmak, hak yemek, para çalmak sonuçta aynı yere çıkar: Ahlaksızlık! Hele ki bunları din adına yaptığını beyan ederek hem kendini hem de etrafındakileri kandıranlar, bu kez sadece millete değil bir de Allah’a hesap vermek durumundadırlar.

Beyt’ül Mal onu kullananlar için bir ganimet değil, sadece kamu hizmetlerinde ve adaletle kullanılmak üzere dolaylı ve dolaysız vergilerle toplanmış olan herkese ait paradır. Bilakis; kendi maaşlarını dahi içinden aldıkları bu paradan harcama yapanlar hem kanuni hem de ahlaki sorumluluk taşımak zorundadır.

Taşımayanlar içinse, zararın çok büyümeden fark edilebilmesi için kontrol mekanizmaları sürekli devrede olmalıdır.

‘AYRANIM EKŞİ’ DİYEN YOK

Özelikle doğrudan adli soruşturma gerektirmeyen konularda kurum içinde yapılan inceleme ve soruşturmalar konusunda vatandaşta bir güvensizlik olduğu görülüyor. Bu soruşturmaların bazılarının en iyi ihtimalle “kol kırılır, yen içinde kalır” mantığı ile örtbas edildiği düşünülüyor.

Tabii burada “geçmişte faaliyette bulunan paralel yapıların soruşturmalarda etkisi neydi”, “bu paralel yapılar bugün de etkin mi” gibi sorulara cevap bulunması da gerekiyor?

Bir de bugün kamu yönetiminde gelinen noktada, kimseye hesap vermek istememe, olumsuz durumları gizleme ve kabul etmeme gibi bir davranış kalıbı ortaya çıkmıştır.

Bir bakıyorsunuz bir olayda ihmalden dolayı onlarca insan hayatını kaybediyor ama yetkililerce açıklamalar “ama onlar da güzel öldüler” kıvamında yapılıyor. Oysaki (varsa) sorumluların bulunup cezalandırılması, o olaydan ders çıkarılarak bir daha asla yaşanmaması için tedbirler alınmasını sağlamak o yöneticilerin asli görevi.

Hele ki dönemsel raporlara veya meydana gelen menfi olaylar karşısında yapılan açıklamalara bakılırsa kamuda işler %100 yolunda gitmektedir!

O zaman bu kadar vatandaş çeşitli konularda nasıl bu kadar mağdur oluyor, onu bir çözmek lazım?

Gerçi en son zamlar konusunda Allah’ı sorumlu tutan Diyanet fetvasından sonra, bu işin sorumluluğunun da kime yükleneceği az – çok belli olmuş durumdadır.

HALKA HESAP VERME KÜLTÜRÜ GELMELİ

Öncelikle devletin yaptığı her kuruş harcamanın vatandaşın cebinden çıktığı, boğazından keserek devlete vergi olarak ödendiği konusunda hem fikir olmalıyız. Kamuda olması gerektiği gibi vatandaşta da bu demokrasi bilinci yerleşmiş olmalıdır.

O sebeple de vatandaş hem merkezi hem de yerel yönetim harcamalarını denetlemede birinci derecede yetkilidir. Milli güvenlik ve istihbarat konuları haricinde hiçbir konuya “gizlilik” atfedilmesi doğru değildir. Oysaki bugün yaşadığımız yerdeki suç istatistiklerine dahi ulaşamamaktayız! Hâlbuki birçok özel kuruluş güvenlik yapılanmalarını bu bilgiler ışığında kurmak ister.

Açıklanan kurumsal ilerleme raporlarının birçoğu ise maalesef kamuoyunu etkilemek veya yönlendirmek amaçlıdır. Oysaki içinde bütçe verimliliğinin 5N1K sorularına cevap olarak yer verilmediği tüm raporlar sadece kâğıt parçasından ibarettir.

Hazinedeki paranın ne gerekçeyle, ne işlere ve kimlere harcandığının tüm kamu harcamalarında açık açık belirtilmesi bir lütuf değil, demokratik bir gerekliliktir.

Feramuz Erdin

Feramuz Erdin 1992 -2007 yılları arasında Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çeşitli birimlerde görev yaptı.

2007-2020 yılları arasında çok uluslu kurumsal şirketlerde profesyonel güvenlik yöneticiliği görevlerinde bulundu.

Halen kurumsal ve kişisel güvenlik, acil durum ve kriz yönetimi danışmanlığı yapmaktadır.

Yorum yapın

vozol 20000 vozol 10000 vozol neon 10000 vozol 12000 vozol 12000 vozol 10000 vozol vozol timeisworth.com casino casino siteleri